![]()
![]()
Bugün havaya, sonra suya, sonra da toprağa düşecek Cemre. Ama Sen benim ömrüme düşen Cemremsin...Bir kere düşünce yüreğime, tüm ömrümü ısıttın. İyi ki varsın HAYATIMIN AŞKI! Sen benim Hayatımın Şansısın...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Aşk Mı Sevgi Mi…? Gelen maillere bakılırsa özellikle genç arkadaşlar arasında kafa karıştıran bir süreç başladı. Aşk mailleri, karşılıksız aşk sıkıntıları, aşık olamamanın verdiği ruhsal zorluklara işaret eden mailler. …aşkı öne çeken… ve maalesef “sevgiyi unutan” mailler…! Haklı olarak zihnimden “aşk mı”, “sevgi mi” gibi bir sorgulama geçti bu soruları okuduğumda. Ve ikisi arasındaki farkları yazsak, acaba birilerinin işine yarar mı diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi. … Sevgili okuyucular… hemen girişte belirteyim ki sevgi, aşktan üstündür. Hem insani hem de psikolojik süreçler açısından bakıldığında sevgi üstündür. Nasıl mı? Hemen sıralayayım (ki bu sıralama Ali Şeriati’nin bir eserinde okuduğum ve insan psikolojisinin bilinçaltı süreçlerine uygunluğu nedeniyle beynime kazılan, kelime kelime zihnime yazılan bir değerlendirmedir. Yaşayan bir Kur’an olarak bilinen Sosyolog Ali Şeriati, insan psikolojisinin derinliklerine dair yaptığı tanımlamalarla hayatımda önemli bir yere sahiptir) ; Aşk, insanın gözlerini kör eden bir heyecan hali, karşımızdaki kişinin taşıdığı özellikleri görmezlikten kaynaklanan bir bağdır… Sevgi, bilinçli bir görmenin, apaçık tanımanın getirisi olan kutsal bir süreçtir. Aşk, içgüdüsel ihtiyaçlardan meydana gelen, kişinin kendi benlik sınırlarını, karşısındaki kişinin benlik sınırları içinde erimesine izin verdiği, karşısındaki kişinin benliğinde yok olup gittiği sürecin adıdır. Oysa sevgi, ruhun içinden doğar, seven insanları yok etmekten ziyade, ikisinden daha yüce bir yükselişin oluşmasını sağlar. Aşk, tek yönlü bir heyecan halidir. Aşık olunanın kim olduğu önemli değildir. Uygun zaman ve zeminde, hiç uygun olmayan birisine kolaylıkla aşık olunur. Bir anlamda “kişinin öznel bir coşkusu”dur. Bu yüzden aşk, birçok kereler yanlışlıklar yapar. Evli üç çocuklu bir beyefendiyi, torunu yaşındaki kızlara aşık eder. Babasından göremediği ilgi merhameti, benzer yaşlardaki erkeklerde aratma ihtiyacı içinde herhangi birine kolaylıkla aşık edebilir. Aşktan kaynaklanan yıldırım parıltıları altında gözler kamaşır. Kişiler, gözlerinin önünde duran gerçekleri bir türlü göremezler. Ne zaman heyecan biter, yıldırımın parıltıları söner, o vakitten itibaren karşıdaki kişi yalın olarak görülür. Ve kişi aslında aşık olduğu şahsın kendisine uygun olmadığını anlayarak, gerçeklerle yüzleşmenin verdiği psikolojik sıkıntıları yaşamaya başlar. Oysa sevgi… oysa sevgi zaten aydınlıkta var olur. İnsanlar birbirini tanımaya başladıktan sonra sevgi oluşur. Birbirinin durum ve yapısını bilen, karşısındaki kişiyi içinde bulunduğu gerçek süreçler içinde değerlendirebilen yapılanma belirir. Zaman içinde birbirlerine söyledikleri sözler, davranışlar ve konuşmalarla yakınlığın keyfi yaşanmaya başlanır. Onunla sohbet etmek, onun varlığında istifade etmek kaçınılmaz olur. Onun varlığının tatlı sarsıntısı yavaş yavaş devreye girer. Aşk, insanı çılgın ve uç düşüncelere götürebilir. Kolaylıkla tutkuya dönüşür. Karşısındaki aşık olunan kişinin ne istediğinin, ne hissettiğinin bir önemi yoktur. Varsa yoksa kişinin kendi heyecanlarının tatmin edilmesinin çabasıdır. Sevgi, yavaş ve adım adım bir tırmanışın ifadesidir. Sevilen kişiyi anlamayı, onun ihtiyaç ve beklentilerine göre tavır değiştirmeyi içerir. Düşünce sistemini bozmaz. Aşk, geçicidir. En fazla birkaç yıl içinde yatışır. Korundukça eskir. Sevgi, zamanla yenilenir… kalıcıdır… Sonsuz ve içtendir. Zaman içinde anlamı ve önemi artar. Sevilen kişiyi tüketmez, onun yaşam damarlarını muntazaman onarır. Gittikçe derinleşir ve artar. Zamana bağlı olarak kendisini tüketmez. Aşk, insandaki basiret duygusunu, irade, kendini ve duygularını kontrol etme duygusunu alır. Sevgi, tam tersine verir. Aşkta kalp öfkelenebilir. Şiddetli ve kaba duygular daha fazla öne çıkar. Aşkına karşılık vermeyen kişilere karşı aşırı hırçınlaşır. Sevgi, tatlı ve yumuşaktır. İncitmeye kıyamaz, ona kendisinden yana zarar gelmemesi için çabalar. Onu düşünür, zor duruma düşürmemek için yüksek bir enerjiyle uğraşır. Aşk, sevgiliye egemenliktir. Sevgi, tam tersine sevilende yok olma sonsuzluğudur. Aşktaki yokluk, aşık olan kişinin, kişilik ve benlik sınırlarını yok etmesiyken, sevgide yok olma benlik sınırlarına zarar vermez. Onları korur… ve iki kişiden tek kişi oluşumuna vesile olur. Aşk, tat aramaktır. Halbuki sevgi, sığınak aramaktır. Sevdiğiniz kişiyle aynı dili konuşmaktır. … Daha uzun bir kıyasla anlatılabilirdi elbet. Ama özetle söylemek gerekirse, aşk ve sevgi, insanda varolan duygulardır. Kimin kimi seveceği, kimin kime ne zaman aşık olacağı belli olmaz…! Önemli olan kendimiz için hangisini istediğimiz. Aşk ve sevgi kıyası yapıldığında elbette sevgi daha öndedir. Daha kutsaldır… kalıcıdır… insanın aklını kendisinden almaz… Ama son olarak belirtmek gerekir ki, aşk da çok basit bir durum değildir. Tasavvufta aşk okuyanlar da bilirler. İki günlük üç günlük ucuz çarpılmalara isim olarak verilecek kadar basit değildir. İkisi de insana özgü, ikisi de insani… ama son söz… kıyas yapılacaksa…! Elbette sevgi…! Ve her yazımın altına eklemeyi ihmal etmeyecek kadar değerli…! Sevgiyle(!) kalın…
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Aşk
Bugün aşkın ne olması gerektiğini anladım. Eğer varsa…(ki var ki yaşanıyor! öyle değil mi:)
Ayrıldığımızda her birimiz, diğerinin yokluğunu kesinlikle hisseder.
Eksik oluruz. Sanırım, tıpkı yarısı kayıp bir kitap gibi.
Aşkın böyle olması gerektiğini hayal ediyorum. Eksiklik ve daha çok yokluk…
Demi Moore'un oynadığı "Alacakaranlık" filminden bir alıntı
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Unutmadım unutamam
Kara sevdam merak etme
Yaşamaksa yaşadım lakin
Canımın çoğu kaldı sende
Pişman mıyım asla
Güzelleştim yasla
...
...
Ama benim ciğerim yanar
Ten oyalanır can kanar
İki gözüm iki çeşme
Haberin yok içerime içerime akar
Benim ciğerim yanar
Ten oyalanır can kanar
İki gözüm iki çeşme
Haberin yok içerime içerime akar
Unutmadım unutamam
Kara sevdam merak etme
Yaşamaksa yaşadım lakin
Canımın çoğu kaldı sende
Ama benim ciğerim yanar
Ten oyalanır can kanar
İki gözüm iki çeşme
Haberin yok içerime içerime akar
Benim ciğerim yanar
Ten oyalanır can kanar
İki gözüm iki çeşme
Haberin yok içerime içerime akar
Unutmadım unutamam
Kara sevdam merak etme
Yaşamaksa yaşadım lakin
Canımın çoğu kaldı sende.
Söz: Sezen Aksu
klibi için; http://www.youtube.com/watch?v=AvgZy4HHX_M
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Üşüme (Kime ne?)
Seni Sevmek için ne kadar sebep varsa içimde..
İşte, sevmemek için de öyle,
Seni Sevmek için ne kadar söz varsa dilimde,
Seni Yermek için,
Sana Ermek için..
Yok işte,
Bir yalan uyduruyorum ben kendimce,
Kendime umutsuzluk,
Sana Umut,
Yollarıma çaresizlik düşmüş Eşkıya,
Ben sana zehir zemberek bir suskunluğum,
Ben sana gözlerimden vurulmuşum;
Sana açılan Kapıların üzerime kapanan sesinde,
Ben seni değil Kendimi unutmuşum;
Yaralarımın kanayan damarlarına,
Uykusuz gecelerimden kör sokaklar sürmüşüm;
Ne mutlu bana...
Ne mutlu,
En çok bir yıldız kayıyor biliyor musun?
Bir dilek tutuyorum işte,
Ellerin oluyor... Tutunuyorum sana..
Soluksuz bir sokak lambası altında,
Şubat'a müebbet gözlerini sunuyorum sana
Anlasana.....
Seni Sevmek için ne kadar sebep varsa içimde..
İşte o kadar yalan uyduruyorum kendime,
O kadar yalan... Kime ne?...
Kendime yalanlarla tutunuyorsam kime ne?
Kendimi sende unutuyorsam kime ne?
Sende susuyor, Sende konuşuyorsam
Sende uyuyup Sende uyanıyorsam,
Vuruyorsam talan olan umudun mahzenine kendimi,
Kime ne,
Kime ne kendimi kanatıyorsam senin düşünde,
Yalan yada gerçek,
Sen sakın gecesiz uykularımda üşüme!
Ben üşüyorsam kime ne....
Bedirhan GÖKÇE
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Andolsun bütün örtülere, andolsun bütün örtünenlere ki,
Kar altında terleyerek uyanmaktır aşk.
Yanmış iki cesedin kına gibi külleri arasından
Fışkın sürerce dirilip yeniden yanmaktır aşk.
Cümle ağaç kapıları, cümle demir kapıları aşıp,
Bir gönül kapısına dayanmaktır aşk.
Sevgilinin otağını gökkuşağına boyayıp gece-gündüz,
Hüznün safran sarısıyla boyanmaktır aşk.
Yaratmaktır ya da sevgilinin toprağından yaratılmak,
Her nefes alıp verişte yanmaktır aşk.
İsmaili bir gönülle teslim olmaktır bıçağa,
Birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk.
Diline arılar konar, koynunda karıncalar gezer,
Sevgilinin ölçeğiyle her zaman sınanmaktır aşk.
İsrafil'in Sur'unu ruhunda duymaktır aşk,
Suyu suyla yumak gibi aşka inanmaktır aşk.
Bahattin Karakoç
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Peygamberimiz (s.a.v.)in eşi Hz. Ayşe (R.A.) zaman zaman O'nu kıskanır ve sorarmış:
- Ey Allah'ın Rasulü! Beni seviyor musun?
Peygamberimiz cevap verirmiş:
- Kördüğüm gibi...
Hz. Ayşe bu cevaptan ötürü keyiflenir ve arada bir tekrar sorarmış:
- Ey Allah'ın Rasulü! Kördüğümde durum nasıl?
Peygamberimiz cevap verirmiş:
- İlk günkü gibi...
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir ümit türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış örtüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zamanAy, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerlerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zamanBeklesen de olur , beklemesen de
Ben bir gökkuruşum sırmalı kesende
Gecesi çok süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa seni bana
Geleceğim diyorum,takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zamanBu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, ne olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zamanEski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri saracağım ben
Yeter ki bir çağır çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalarda geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
ıhlamurlar çiçek açtığı zamanBak işte notalar karıştı ,ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmur arsız
Ey benim yeni alfabemdeki kadim elif
Ne güzellik ,ne tad var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zamanIhlamur çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım ,sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ihlamurlar çiçek Açtığı Zaman - Bahattin Karakoç
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Demek gidiyorsun?
Daha varlığına alışmadan, yokluğunun ateşini yüreğime düşürmek niye?
Daha dondurma yememişken külahta ve üzerimize akıtmamışken çocukça…
Ayaklarımızı denize sallayıp, türküler söylememişken,
Çekirdek çitletmemişken bir parkın “Konak Belediyesi” yazılı bankında…
Aynı sofranın etrafında, yemeği ve muhabbeti paylaşmamışken…
Daha aşk testinde %100 bile ulaşmamışken…
Ve incir çekirdeğini bile doldurmayacak, sudan bir sebeple kıskançlık krizlerine girmemişken ve kavga etmemişken…
Bu gidiş nereye böyle?!...
Sen, yıllar yılı içimde, saklambaç oyununda unutulan çocuksun…
Sen, karakışlarımı bahara döndürensin…
Sen, ümitlerimin, hayallerimin bittiği yerde, kaderimin bana sunduğu en güzel lütufsun..
Sensiz Karşıyaka boş, Narlıdere boş, Bostanlı boş, Gölet boş, her yer boş… Susuzdede, Hatay, hayat boş…
Şarkılar da boş…Hani “Sana kırmızı çok yakışıyor” diyen…
Türküler de boş…Hani “Gel beraber gezelim, muradımız tez olur” diyen…
Seninle olmak; ölümle hayat arasındaki o ince çizgide, hayatı yaşamaktı…
Seninle olmak; yağmura hasret, çatlamaya hazır toprağın, yağmur sonrası, sevinçle bağrından çıkardığı toprak kokmaktı…
Sen benim can suyum, özüm, iki gözümsün…
Sen, gözümün pınarında bekleyen ama ne akmayı ne de geri dönmeyi beceremeyen bir damla gözyaşımsın…
Sen, hayatla yaptığım, ama kaybettiğim savaşımsın…
Sen çelişkilerim, çıkmazlarım, bir yerlerde sıkışıp kalmalarımsın…
Sen, birlikte başlayıp da, “…meli,…malı”lar ile, yüreğimi kanatarak, göz yaşlarımı içime akıtarak, üzerine adam gibi bile ağlayamadığım bir yarım hikâyemsin...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki dizboyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilkyaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde
Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık
Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara
Ben bir eylül, sen haziran.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı